Ege Üniversitesinde 2026-2027 akademik yılı törenle açıldı
Ege Üniversitesi (EÜ) 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Akademik Açılış Töreni, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker’in açılış dersi verdiği törene İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, İzmir’de faaliyet gösteren üniversitelerin rektörleri, il protokolü, üniversite yöneticileri, senato üyeleri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda, Ege Üniversitesi Medya Uygulama ve Araştırma Merkezi (EGEMM) tarafından hazırlanan tanıtım filmi gösterildi. Ardından EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı tarafından sahnelenen zeybek gösterisi ve Türk Halk Müziği Topluluğunun müzik dinletisi gerçekleştirildi.

Törende konuşan İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, Ege Üniversitesinin köklü geçmişine ve Türk yükseköğretim sistemine sağladığı katkılara dikkat çekti. Üniversitenin 1955 yılında kurulan ilk yükseköğretim kurumlarından biri olduğunu hatırlatan Elban, kurumun yıllar içerisinde hem Türkiye’ye hem de insanlığa önemli bilim insanları kazandırdığını belirtti.
Gençlerin üniversite eğitimini yalnızca akademik başarıyla sınırlı tutmamaları gerektiğini ifade eden Elban, diploma sahibi olmanın önemli olmakla birlikte günlük yaşamda başarılı olmak için tek başına yeterli olmadığını söyledi. Öğrencilerin kendilerini farklı alanlarda geliştirmeleri gerektiğini vurgulayan Elban, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ege Üniversitesi, 1955 yılında ülkemizde kurulan ilk üniversitelerden biri olma özelliğini taşıyan, son derece köklü bir kurumdur. Kurulduğu günden bu yana hem bölgemize hem ülkemize hem de insanlığa çok değerli isimler kazandırmış; ciddi bilimsel çalışmalara imza atmıştır. Bunun yanı sıra, ülkemizde kurulan pek çok yeni üniversiteye kaynaklık etmiş, akademik kadro desteği sağlamış ve onların gelişimine büyük katkılar sunmuştur. Sevgili gençler, böyle bir üniversitede eğitim aldığınız için kendinizi şanslı görmelisiniz. Şunu ifade etmeliyim ki, tüm dünyada olduğu gibi bizde de uzun süre sadece akademik başarıya odaklanıldı. İlk, orta ve lise eğitiminin yanı sıra üniversitelerde de tek kriter bu oldu. Günün sonunda diplomanın gerekli bir şart olduğunu biliyoruz; ancak sadece akademik başarının günlük hayatta tek başına yeterli olmadığını da görüyoruz. Müfredatın ve akademik başarının dışında kendinizi pek çok yönden geliştirmeniz gerekiyor”
Dijitalleşmenin ulusal ve yerel değerler üzerindeki etkilerine de değinen Elban, gençlerin bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri yakından takip ederken kültürel kimliklerini ve manevi değerlerini korumalarının önemine işaret etti.
“İçinde bulunduğumuz dijital çağda her şey eşitlenmeye, kültürler birbirine benzemeye başladı. Ulusal ve yerel değerlerin hızla zayıfladığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın her yerindeki gençler benzer hareketleri sergiliyor, aynı kelimeleri kullanıyor ve giderek kendi inançlarından, milli değerlerinden uzaklaşıyor. Oysa bir insanın diploması ve maddi imkânları ne kadar yüksek olursa olsun; şayet ahlak, erdem ve inanç konusunda bir eksikliği varsa, elde ettiği kazanımlar gerçek bir anlam ifade etmeyecektir. Biz, millet olarak bugüne kadar hep bu manevi değerler üzerinde yükseldik ve en zor zamanlarımızda bu sayede ayakta kaldık. Elbette bilimin, akademinin, yapay zekanın ve dijitalleşmenin gücünü ihmal etmeyin; sporla, hobilerle ve sanatla mutlaka ilgilenin. Ancak tüm bunları yaparken millet olmaktan kaynaklanan temel kodlarımızı da benliğinizde taşıyın. Çünkü bu değerler sistemi olmadığında, diğer başarıların kalıcı bir kıymeti kalmıyor. Tüm öğrencilerimize ve hocalarımıza 2026-2027 akademik yılının başarılar getirmesini temenni ediyorum”

Törenin açılış dersini veren TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, konuşmasında küresel sorunlar, etik değerler, doğal kaynakların kullanımı ve uluslararası ilişkiler üzerine değerlendirmelerde bulundu. Toplumsal sorunların çözümünde aile yapısı ve değerler eğitiminin belirleyici olduğunu dile getiren Şeker, dünyadaki ekonomik ve çevresel sorunların temelinde ahlaki eksikliklerin de bulunduğunu ifade etti.
G20 gündeminde çevre, sağlık, enerji, beslenme ve doğal afetlerin etkilerinin azaltılması gibi konuların yer aldığını belirten Şeker, doğal kaynakları tüketen ve elde ettikleri kazançların çevresel maliyetlerini üstlenmekten kaçınan ülkelerin sorumluluk alması gerektiğini söyledi.
“Toplumdaki çürümenin tek bir önleyici tedbiri vardır, aile yapısıyla birlikte değerler eğitiminin sağlıklı bir şekilde verilebilmesi. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. G20 gündeminde sürekli olarak çevre sorunları, sağlık, beslenme, enerji krizleri ve engellenemeyen doğal afetler ile bu afetlerin kök nedenlerinden kaynaklanan hasarların teknolojik gelişmelerle azaltılması gibi konular konuşuluyor. Ancak ortada ciddi bir ahlaki sorun var. Doğal kaynakları tüketen, haksız rekabetle üretim çılgınlığını ve tüketimi körükleyen ‘zenginler kulübü’, elde ettikleri kârların yanında doğaya verdikleri hasarı giderme noktasına gelince sessiz kalıyor. Bu hasarın faturasını az gelişmiş ülkelere kesmeye çalışıyorlar. Bunun ahlaki olmadığını biliyoruz. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki savı ve COP31’de de dile getirdiğimiz temel görüş ‘adil paylaşım’ üzerinedir. Kim ne kadar zarar verdiyse ve kim ne kadar kazandıysa, faturayı da ona göre ödemeli ve destek olmalıdır”
Dünya siyasetinde ve uluslararası güç dengelerinde yaşanan değişimleri de değerlendiren Prof. Dr. Şeker, Birleşmiş Milletler sisteminin işlevini yitirdiğine yönelik görüşlerini paylaştı. Çin’in bilimsel ve akademik alandaki yükselişine dikkat çeken Şeker, Çin Bilimler Akademisinin Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini belirterek Türk akademisyenlere yönelik uluslararası davetlerin arttığını ifade etti.
“Dünyada Birleşmiş Milletler kavramı çökmüş durumdadır. Birleşmiş Milletler, artık dünya toplumunu oyalayan, makyajı dökülmüş, göstermelik bir yapıya dönüşmüştür. Birleşmiş Milletler giderek Çin’in etkisine girmektedir. Bundan sonra dünyada Çin’in sesinin daha çok çıkacağı ve sözünün daha fazla dinleneceği bir sürece doğru ilerliyoruz. On gün önce Çin’deydim; Çin Bilimler Akademisi özel bir toplantı talep ederek Türkiye ile iş birliği yapmak istediklerini belirtti. ‘Her türlü imkânımız var ancak öğrencilerimize süpervizörlük edecek yeterli hocamız yok. Bize hoca desteği verin ve bu konuda esnek olun’ diyorlar. Birçoğunuzun e-posta adreslerine bu yönde davetler gelmiş olabilir. Bilimsel yöntemlerle ve atıf indekslerini kullanarak başarılı hocalarımıza davetler gönderip kendilerini tanıtıyor ve ortak çalışma teklif ediyorlar”
Türkiye’nin enerji politikalarına da değinen Şeker, yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji depolama alanında gerçekleştirilen yatırımların ülkenin dışa bağımlılığını azaltma açısından önemli olduğunu kaydetti. Avrupa’nın enerji darboğazı nedeniyle rekabet gücünü kaybettiğini savunan Şeker, Türkiye’nin rüzgâr, güneş ve hidroelektrik enerjisi başta olmak üzere farklı kaynaklara yönelik yatırımlarla daha dengeli bir yapı oluşturduğunu söyledi.
“Avrupa bu konuda çökmüş durumda. Bu çöküşün temel nedeni enerji darboğazı ve enerjide dışa bağımlı olmaları nedeniyle rekabet güçlerini kaybetmeleridir. Ülkemizle ilgili pek çok şey söylenebilir ancak son dönemde alternatif enerji kaynaklarına yönelik yapılan çalışmalar, Türkiye’nin bu darboğazda diğer ülkelere kıyasla gemisini çok daha az sıkıntıyla yürütmesini sağlamıştır. Türkiye; rüzgâr enerjisinden solara, hidroelektrik santrallerden doğal gaz ve petrol depolama tesislerine kadar dengeli bir enerji politikası izleyerek Avrupa’nın alternatif enerjiler konusunda en başarılı yatırımlarını yapan ülke konumundadır. Bu çalışmalar yapılmasaydı, bugün biz de çok daha ağır şartlarla karşı karşıya kalacaktık. Ülkemizin refah düzeyinin hızla artmasıyla birlikte, ‘hak edilmemiş bir refah’ olarak tanımladığım bir durum ortaya çıktı. Siyasi atmosfer ve uluslararası ilişkilerle gelen sıcak paranın sağlıksız yönlendirilmesi sonucunda yeni bir nesil türedi: Çalışmak istemeyen, sadece dijital dünyayla ilgilenen, ailevi veya toplumsal sorumluluk almaktan kaçınan, içine kapanık, asosyal, psikolojik sorunları had safhada, şiddete eğilimli ve tatminsiz bir gençlik. Bunlar bizim çocuklarımız ve bu sorun sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada mevcut. Küreselleşmenin yarattığı bu hasarı gidermek için çabalasak da teknoloji kullanımı ve üretimi süreçlerinde gerekli denetimlerin ve standartların oluşturulmaması nedeniyle bağımsızlığını koruyamayan ülkelerin sayısı artıyor. Dünya bu zorlu süreci yaşarken, bir yandan da herkesin birbirine peşrev çekerek yoklama yaptığı ilan edilmemiş bir Üçüncü Dünya Savaşı hüküm sürüyor. Silah tüccarları ve ilaç sanayii el ele vermiş, bir karabasan gibi ülkelerin üzerine çöküyorlar”
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin birlik, beraberlik ve bağımsızlığının korunmasının önemini vurgulayan Şeker, akademisyenlerin ve ülke yöneticilerinin taşıdığı sorumluluğa dikkat çekti.
“Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin. Biz İstiklal Savaşı’nı yaşamış, pek çok badireyi atlatmış bir milletiz. Cumhuriyetimizin ikinci asrında dik ve sağlam durabilmek için ülkemizin birliği, bütünlüğü ve bağımsızlığı adına içimizdeki sorunları büyütmeden; kol kola, gönül gönüle vererek ülkemize sahip çıkmak zorundayız. Basit siyasi hesapların kimseye faydası yoktur. Eskilerin deyimiyle ‘Taç giyen baş akıllanır’. Sorumluluk üzerinize yüklendiğinde daha sağlıklı düşünmek ve dikkatli hareket etmek zorundasınız. Ülkenin ve akademinin sorumluluğu bizlerin omuzlarındadır. Yeni akademik yılın üniversitemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum”
Prof. Dr. Şeker, konuşmasının bir bölümünde TÜBA Şeref Üyesi akademisyenlerin uluslararası alandaki başarılarından ve yaşamlarından örnekler de aktardı.

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı ise yeni akademik yılın açılışında yaptığı konuşmada, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yükseköğretimde oluşturduğu dönüşüme dikkat çekti. Yapay zekâ ve dijitalleşmenin araştırma, eğitim, üretim ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini değerlendiren Alcı, bu teknolojilerin etik ilkeler doğrultusunda kullanılmasının önemini vurguladı.
“Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin hız kazandığı günümüzde yapay zeka ve dijital dönüşüm, bilgiyi üretme ve paylaşma biçimlerimizi yeniden şekillendirmektedir. Üniversiteler sahip oldukları bilgi birikimi ve araştırma kapasitesiyle bu dönüşümün önemli aktörleri arasında yer almaktadır. Yapay zekâ; araştırmadan eğitime, üretimden toplumsal yaşama kadar pek çok alanda değişim yaratmaktadır. Ancak bu gelişmenin etik değerlere bağlı, şeffaf, adil ve sorumlu bir anlayışla kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bilimsel doğruluk, akademik dürüstlük, insan onuru ve toplumsal duyarlılık her zaman önceliğimiz olmalıdır. Bilimsel bilginin özgürce paylaşılması, çeşitliliğin sağlanması, farklı görüşlerin bilimsel yöntemlerle tartışılabilmesi ve toplumun doğru bilgiye erişiminin güçlendirilmesi de en az bilimin gelişmesi kadar değerlidir. Çünkü bilim, toplumsal ilerlemenin en güçlü dayanaklarından biridir”
Üniversitenin araştırma altyapısını geliştirmeye yönelik çalışmalarından söz eden Rektör Alcı, disiplinler arası iş birliklerini destekleyen bir araştırma ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda hayata geçirilen Ege Atlas Platformu’nun laboratuvar, bilimsel cihaz ve analiz hizmetlerini dijital ortamda tek bir katalog altında topladığını aktardı.
“Uluslararası düzeyde etkili araştırmaların güçlü altyapı, akademik özgürlük, nitelikli insan kaynağı ve disiplinler arası iş birlikleriyle mümkün olduğunun bilincindeyiz. Bu doğrultuda araştırma altyapımızı ortak çalışmaları teşvik eden bir ekosisteme dönüştürüyoruz. Hayata geçirdiğimiz Ege Atlas Platformu ile laboratuvarlarımızı, bilimsel cihazlarımızı ve analiz hizmetlerimizi tek bir dijital katalogda bir araya getirerek araştırmacılarımızın ve sanayi paydaşlarımızın erişimine sunuyoruz. Çünkü bilim, paylaşıldıkça güçlenir. ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ve Millî Teknoloji Hamlesi doğrultusunda ülkemizin bilimsel ve teknolojik gelişimine katkı sağlamayı temel sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesi ve teknolojik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz”
Öğrencilere hitap eden Prof. Dr. Alcı, gençlerin Türkiye’nin geleceğinde üstlenecekleri role değinerek üniversite bünyesinde onların bilimsel ve girişimcilik faaliyetlerini destekleyen projeler yürütüldüğünü ifade etti.
Öğrencilerin fikirlerini hayata geçirebilmeleri amacıyla oluşturulan Proje Evi’nin sunduğu imkânlara dikkat çeken Alcı, Ege Üniversitesi öğrencilerinin Şanlıurfa’da düzenlenen TEKNOFEST Güneydoğu’da önemli dereceler elde ettiğini ve festivalin prestijli ödüllerine layık görüldüğünü belirtti.
“Üniversitemizin ve ülkemizin en büyük gücü sizlersiniz. Bugün burada bulunan her biriniz, yarının bilim insanı, mühendisi, öğretmeni, sağlık çalışanı ve girişimcisi olarak ülkemizin geleceğine yön vereceksiniz. Sizlerden beklentimiz; araştıran, üreten, yeniliklere açık ve sorumluluk sahibi bireyler olmanızdır. Bilim merakla başlar, araştırmayla gelişir ve insanlığa sunduğu katkıyla değer kazanır. Akademisyenlerimiz ve idari kadromuz bu yolculukta her zaman yanınızda olacaktır. Üniversitemiz bünyesinde hayata geçirdiğimiz Proje Evi ile öğrencilerimize fikirlerini projeye dönüştürebilecekleri güçlü bir ortam sunuyoruz. Bu çalışmaların sonucu olarak öğrencilerimiz, Şanlıurfa’da düzenlenen TEKNOFEST Güneydoğu’da önemli başarılar elde etmiş ve festivalin en saygın ödüllerine layık görülmüştür. Başarılarıyla gurur duyduğumuz öğrencilerimizi ve danışmanlarımızı gönülden kutluyorum”

Ege Üniversitesinin yükseköğretim politikaları doğrultusunda eğitim kalitesini, araştırma kapasitesini ve uluslararası iş birliklerini geliştirmeye devam ettiğini belirten Alcı, araştırma üniversitesi kimliğiyle Millî Teknoloji Hamlesi’ne katkı sağlamanın öncelikli hedefleri arasında bulunduğunu söyledi.
“Yükseköğretim Kurulunun ‘2030’a Doğru Türk Yükseköğretim Vizyonu’ çerçevesinde, eğitimde kaliteyi, araştırmada yetkinliği ve uluslararası ilişkiler geliştirmeyi esas alan çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan Türkiye Yüzyılı vizyonunu; bilimin, teknolojinin ve yenilikçi üretimin yüzyılına dönüştürme hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Araştırma Üniversitesi olarak güçlü akademik birikimimiz ve araştırma altyapımızla Millî Teknoloji Hamlesine katkı sunmayı öncelikli görevlerimiz arasında görüyoruz. Bu bağlamda üniversitemize verdiği desteklerden dolayı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı arz ediyorum. Açılış dersini vermek üzere aramızda bulunan Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker olmak üzere tüm konuklarımıza ve üniversitemizin gelişimine katkı sunan mensuplarımıza teşekkür ediyor, 2026–2027 Akademik Yılı’nın üniversitemize, yükseköğretim camiamıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum”

Konuşmaların tamamlanmasının ardından törende bilimsel ve akademik başarılarıyla öne çıkan isimlere belge takdimi gerçekleştirildi. 2026 yılında dünyanın en etkili bilim insanları listesinde ilk beş içerisinde yer alan Ege Üniversiteli akademisyenlere başarı belgeleri verildi.
Ayrıca 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Ege Üniversitesine dereceyle yerleşen öğrenciler başarı belgeleriyle ödüllendirilirken TEKNOFEST’te derece elde eden öğrencilere de hediyeleri takdim edildi.
Programın sonunda Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, açılış dersini veren TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker’e günün anısına plaket sundu. Prof. Dr. Şeker de Rektör Alcı’ya kitap hediye etti. Ege Üniversitesinin yeni akademik yıl açılış töreni, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı için başarı ve iyi dileklerin paylaşılmasıyla sona erdi.
Kaynak: EGE AJANS



Yorum gönder